Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

El Tekraru Ehsan…

25.12.2016

Yarısı Arapça yarısı da Türkçe olan bir tekerleme var, “et tekraru ahsen velev kane yüz seksen”. Yüz seksen kez olsa da tekrar etmek iyidir.

Bu söz daha çok klasik öğrenme yöntemine bağlı kalan “eski kafa” öğretmenlerin klişe ifadesi olarak bilinir. Aynı konuları ısrarla anlatma çabasında olanların vazgeçemediği bir tekerleme.

Doğrusu ben de o eski kafa öğretmenler gibi bu FETÖ ile ilgili kaç yazı yazarsam yazayım her zaman söylenmesi gereken başka bir sözün daha var olduğunu ve söylenenlerin de tekrarlanması gerektiğini hep düşünmüşümdür.

Rusya Büyükelçisinin bir FETÖ üyesi tarafından haince katledilmesinden sonra bu casus çetesinin bir özelliği daha deşifre oldu. Dünyada var olan tüm Türkiye düşmanı alçakların rahatlıkla kullanabilecekleri bir örgüt oldukları görüldü.

Esasında bu konuyu biraz detaylandırmak istiyorum; bana göre FETÖ, göründüğü gibi ülkeye zarar vermek için “taşeron” bir örgüt değildir. Bizzat kendisi ülkeyi ifsat etmek için ihale açan ve dış destek arayan bir ihanet şebekesidir.

Her kılığa girebilme kabiliyeti ve ilkesizliği ile yetişen bir eşkıya çetesinden bahsediyoruz. Kullanışlı askerlerden daha aşağılık bir ihanet durumu var. Bilmeden, kandırılmış birkaç salağın bir araya gelerek oluşturdukları bir yapı değildir.

Aksine son derece bilinçli ve planlı bir düşmanlık ve yok etme projesine sahip olan organize bir çetedir.

Bu konuyu daha önce bu köşede defalarca dile getirdim ve elbette avazturk.com da bu konuyu en fazla gündeme getiren sitelerden birisidir. Ancak bu konu defalarca, yüz seksen defa da olsa dile getirilmesi gerekir. Zira her gün bu çetenin yapabileceği yeni bir ihanetle karşılaşmaktayız.

Yeri geldiğinde PKK’lı, yeri geldiğinde DEAŞ savunucusu, gerektiğinde İrancı- Takiyyeci, lazım olduğunda Hıristiyan olabilen, Hedefe varmak için Müslüman görünebilen, lobi faaliyetlerinde bulunmak için Yahudi kesilen bir casus çetesinden bahsediyoruz.

Ahlak, prensip, ilke, doğruluk, iman ve değer diye hiçbir derdi olmayan bir yapının her türlü kötülüğü yapabileceğini ayrıca zikretmeye gerek yok sanırım.

Bu çete var olduğu sürece çok şaşırtıcı ihanetler yapacak ve suçüstü yapıldığında bile bu işlerden sıyırmayı deneyecek bir pişkinliğe sahiptir.

Bu terör örgütünün hiçbir üyesi, söz konusu yapıyla irtibatlı olduğunu kabul etmediklerinden dolayı bu ihanetleri yapanlar hep muhayyel aktörlermiş gibi davranmaya devam edeceklerdir.

Ama bilinmelidir ki tarih böyle çete, böyle bir terör örgütünü görmedi. Öyle maskeler kullanırlar ki arkasındaki çirkin suratı görmeniz neredeyse imkansız.

Geçenlerde bir arkadaşım bana çok ibretlik bir olay anlattı. Gülen casus çetesinin hüküm sürdüğü bir üniversitede soruşturma ve temizlik yapılırken dramatik bir hikaye ile karşılaşırlar. Hastanede başhemşire olan bir hanımefendiye bazı illegal işler yaptırmak isterler. Hastaneye gelen PKK’lı teröristlerin başka kimliklerle tedavi edilmesi, döner sermayeden haksız paraların bazı FETÖ üyelerine aktarılması gibi işleri ona yaptırmak isterler.

Doğal olarak hemşire hanım bunları yapmaz ve onlara itiraz eder. Ancak vazgeçmezler kafasına koyduğundan bir biçimde kadını yanlarına almak isterler. Bekar olan hemşireyi katalog evlilik ile FETÖ üyesi bir doktorla evlendirirler. Kadın yine de bunların emrine girmez. Bu kez kocası ile işbirliği yapıp kadının evde yalnız kaldığı zamanlarda bazı hayalet mizansenleri sahneleyip kadını delirtirler. Sonra Psikiyatri kliniğine yatırırlar. Psikiyatri kliniğinde FETÖ abisi profesör kadına bilerek ve kasten yanlış tedavi uygular ve şizofren belirtileri gösteren bir kişilik haline getirir.

Derken kadını civarda bulunan bir Akıl ve Ruh hastalıkları hastanesine kaldırırlar. Kadının bilerek ve kasten yanlış tedavi edildiğini ve durumun giderek ağırlaştığını tesadüfen fark eden bir yakını gizli bir operasyonla kadını bu çetenin elinden kurtarır. Durum şu anda mahkeme safhasına.

Bu hikaye bize tehlikenin sandığımızdan daha da ağır olduğunu göstermektedir. Çünkü bundan 2500 yıl önce Hippokrates tarafından belirlenen “tıp etiğine” hiç kimse sistematik olarak bu şekilde ihanette bulunmadı, ihlal etmedi. Elbette tıp etiğini ihlal eden kişiler olmuştur. Elbette buna itiraz edenler de olmuştur. Ama sistematik olarak sosyolojik bir kompartımanın, top yekun bir grubun bilerek ve kasten böyle davrandığı hiçbir örnek yoktur. Yahudileri öldürüp kadavralarını anatomicilere “bilimsel” (!) çalışmalar için veren Hitler bile bu kadar alçaklaşmamıştı.

Bir doktor ile bir caninin elindeki neşterin arasındaki fark “tıp etiğidir.”

O da karnımızı yarar cani de. Şifaya mı öldürmeye mi matuf olduğunu belirleyen işte bu etiktir.

Bunlarda etik yok derken ne demek istediğim anlaşılmıştır umarım.

O halde bu casus çetesi ile mücadeleye hem ağırlık vermeliyiz hem de asla müsamaha göstermemeliyiz ve bir kişiden ne olur gibi bir düşünceyi de benimsememek lazım. Görüldüğü gibi bir kişi ülkeyi savaşın eşiğine getirebilecek işler yapabiliyor.

Kaynak: Avaz Türk